Pita 5. Yaşını Kutluyor

IMG_1179Pita bugün 5. yılını kutluyor.

Bundan beş yıl önce Pita’nın kapılarını açmış, öncesinde de üç ortak olarak sayısız “Pita toplantısı” yapıp hummalı bir çalışma yürütmüştük.

Ancak yolun sonuna doğru her üçümüzün de kafasında farklı bir Pita ve farklı bir çalışma düzeni olduğunu  farkettiğimizde yoldan dönmeyi değil her üçümüzü de mutlu edecek bir düzeni nasıl sağlayacağımızı düşünmeyi tercih ettik. İyi ki de öyle yapmışız ki şimdi beş yılı geride bırakmanın mutluluk ve heyecanını yaşıyoruz.

Şanslıydık. Başlangıçtan bu yana bize farklı bir çok konuda destek veren çok sayıda dostumuz vardı. Onların da sayesinde kapılarımızı bir 30 Nisan sabahı açtık. Burada mimar Oğuz’u ve Myra Ajansı anmasak olmaz. Tamamen gönüllü bir destekle küçücük mekanımızı düzenlememize ve kimliğimizi belirlememize yardımcı oldular.

“Allah utandırmasın” lafını ilk kapılarımızı açtığımız zaman duyduk. Dükkana hayırlı olsun demek için gelenlerden özellikle orta yaş üstü olanlar dükkandan çıkarken “Allah utandırmasın kızım” diyerek çıkıyorlardı. Ne demek olduğunu ancak sonra sonra tam olarak idrak edebildik.

Sırf ayakta kalabilelim diye özel gayret sarf eden dostlarımız oldu. Özellikle Hülya (Ada’nın annesi) ve Hatice (Sezen’in annesi) ilk günlerinde Pita’ya her gün bir görevmiş gibi geldiler, yakınlarıyla Pita’da buluştular. Fatma Abla her türlü lojistik desteği sağladı. Ta ki Pita’nın kendi kendine ayakta kalabildiğine emin oluncaya kadar. Şimdi ancak sadece keyif için geldiklerini biliyoruz. Zaman zaman yerimiz olmadığında kapıdan el sallayıp gülümseyerek geçtikleri de oluyor. Onlar Pita’ya bir nevi can suyunu verdiler, Pita böylece her gün büyüdü ve büyük kocaman bir aile haline geldi.

Hep bahsettiğimiz gibi bu beş yıl içinde bir sürü çocuk Pita’nın vazgeçilmezleri oldu. Pita’yla hemen hemen aynı gün doğan Melih’i her gördüğümüzde Pita’nın ne kadar büyüdüğünü farkediyoruz. Yine bu çocuklar büyüdüğünde Pita’nın onlar için ne ifade edeceğini düşünmeden de edemiyoruz. Nitekim Pita’yı açmadan önce yaptığımız “Pita toplantıları”nda o zamanlar 4 yaşında olan Ömer hep yanımızdaydı, bugün bu satırları yazarken yine yanımızda. Pita’yı açtıktan kısa bir süre sonra biz üç ortağı bir araya getirip “şimdi ben de bir Pita toplantısı yapmak istiyorum” demiş ve toplantı konusu olarakta Pita’ya onun evinden getirdiğimiz kırmızı melek heykelin kendisine ne zaman iade edilecek olduğunu konuşmamızı talep etmişti:)

Çalışanlarımız açısından her zaman şanslı olduk. Onlar bize verebileceklerinin en iyisi verdiler, en zor zamanlarında azimle çalışmaya devam ettiler. Biz de onları elimizden geldiğince mutlu etmeye çalıştık.

Pita’yı ofis olarak kullanan düzenli müşterilerimiz oldu. Her biri prize en yakın masayı kapma konusunda birbiriyle yarışırken bizim için Pita’nın vazgeçilmezleri oldular. Tülay’ı burada anmazsak haksızlık etmiş oluruz. Nitekim, en yoğun anlarımızda bir Pita çalışanı rolüne anında bürünüp bize destek vermekte hiç çekince görmedi. Her türlü toplantılarına, iş sıkıntılarına şahit olduk. O sırada bir şekilde kendilerine destek verebildiysek ne mutlu bize.

Hemen her daim bir aracı kurum ya da emanetçi olarak hizmet verdik. Çocuk emanet edilen bir kafe olabildik. Kimi zaman bir emlakçı, kimi zaman personel bulma ajansı olduk. Bir çok yeni gelişmeye vesile olduğumuzu biliyoruz. Bu da bize keyif veriyor.

Şüphesiz Pita’nın başarısının en büyük nedenlerinden biri Kuzguncuk gibi bir mahallede hizmet veriyor oluşudur. Pita olabildiysek bunda Kuzguncuk’un payı büyüktür. Nitekim, tıpkı yurtdışında bir kafenin kapısında gördüğümüz gibi Pita’yı “yiyecek, içecek ve insan” olarak tanımlayabiliriz.

Pita’nın birinci yılında dostlarımızdan bizim için bir şeyler yazmasını istediğimizde Dilek “artık Pita’sız bir Kuzguncuk düşünemiyorum” demişti. Şimdi yanımda oturuyor ve “sanki Kuzguncuk’a taşındığımdan beri Pita varmış gibi hissediyorum” diyor. Bir gün kapımıza “2008’den beri” diye yazabilir miyiz bilinmez ama sizlerle bu keyfi yaşamak bize umut veriyor.

Aşağıda bize destek veren dostlarımızı anmak istedik. Herhangi bir sıra izlemeden hazırladık bu listeyi. Mutlaka unuttuklarımız eksik bıraktıklarımız olmuştur. Affınıza sığınıyoruz.

Hep birlikte varolmak dileğiyle,

PİTA ailesi…

Nur-Erhan

Berna-Boğaçhan-Devin

Lale

Betül-Altan-Elif

Tülay-Emre-Zeyno Deniz

Nazlı-Kürşat-Kerem

Mine-Gökhan

Kenan-Halide

Füsun-Yunus

Elif

Hatice-Mert-Sezen

Petek

İsmail

Banu-Ömer-Sinan

Ayzin-Yalkın

Selda-Işıl

Cansen

İffet

Neş’et

Demet-Can-Ada

Ülkü

Yeşim-Lara-Tara

Dilek-Artin-Ayda

Meryem-Esad Can-Sezgi

Yeşim-Aybars-Ayşe Arya

Ayhan (Şair)

Özgür-Enis-Gül-Dost

Seray-Mehmet-Tuna

Aylin-Ahmet-Sina

Murat Bey (Denizbank)

Nilüfer-Abdül

Füsun Hanım (Sanatçı)

Ali-Tansel

Nükte-Servet-Güneş Ali

Sinan (Mimar)

Göksel Teyze

Çiğdem-İsmail

Filiz-Ayhan

Melike-Can

Yüksel Teyze

Nilhan-Asya

Burcu

Enis-Özgür-Dost-Gül

Müge (Avukat)

Gül Ayşe-Lara

Alev-Bihrat-Tan-Tane

Özgür-Çağatay-Duru

Nilgün-Ertuğrul-Dicle-Aynaz-Deniz

Cemile-Civan

Didem-Ege

Şengül-İris

Hülya-Barbaros-Ada

Harika-Şükrü-Ziya

Sine-Aidan-Luka

Kağan-Bilge

Selda

Selen

Berna-Erol-Ali

Nilgün (Mimar)

Nuray-Ali

Naci Bey

Renan-Cem

Nuray

Betül

Demet-Arcun-Rüzgar-Poyraz

Burhan

Korkut

Önder

Cem (sporcu)

Nur-Selim

Tülay-Harman

Suzan

Ahmet-Sema

Neşe Hanım

Zeynep-Sinan-Ali

Zerrin-Rukiye

Yusuf

Mehmet (Kıbrıslı)

İnci-Orhan

Enis (İzmirli)

Serap

Nur (Tercüman)

Özgecan-İsmail

İsmail-Deniz-Ömer

Zeliha-Ali

Murat (Avukat)

Şeref Bey

İbrahim Bey

Asiye-Seda

Suna-Sude

Dilek (Gazeteci)

Ayşe-Su

Eray-İsmail-Sılacan-İdil

Güray

Gazi Abi

Pelin-Saydam-Ezel-Leyla

Güzin

Aytül

Madlen

Tüzün-Egemen

Nilgün-Hüsamettin-Hazal

İbrahim Bey

Cemal Bey

Yasemin-Bekir

Tuba

Fatoş-Hakan

Barış-Özge

Seyfettin Bey

Buket-Murat

Figen

Şeyda-Osman

Özbek-Esra-Şebnem

Özdek

Nazlı-Tolgay-Elvan Suna

İpek-Burcu-Gamze-Deniz

Gülsün-Ayşe

Monica-Luka-Leo

Christina-Mehmet-Fiona-Liv

Ece

Filiz-Evren-Elçin

İsmet-Makbule

Nükte-Vincent-İlona-Tuvana

Ayşe-Mustafa-Çınar

Esra-Nurdoğan

Didem-Mengü-Zeynep Su

Gülsün

Sebahat-Doğa-Barış

Fatma-Nuray-Mehmet-Münevver

Nilay-Erhan-Yiğit

İlhan Abi

Tan-Ezgi

Ayça

Nurdiye-Salih

Ayfer

Filiz-Tuna-Çınar

Levent

Fatma-Erhan-Melih-Memet

Ayşenur-Hasan-Hakkı-Kadir

Arzu

Atiye

Lesya-Bahadır-Pelin

Kadriye-Kardelen

Ayşenur

Refika

Mert

Nilüfer

Atilla-Ortance-Anais

Anna-Bayram-Aylin-Meryem

Deniz-Mehmet-Öykü

Mine-Gükhan-Dehan

Demet-Duru

Aysun-Kardelen

Aylin-Herman

Dürin-Sami

İzzet Bey

Cemal Bey

Şenol-Baran-Alfa

Yamaç-Dila

Seda-Coşkun

Agusta

Yeşim-Sevgi-Nalan

Suna-Bade-Dinçer

Güler-Kenan-Defne-Tibet

Gül-Bora

Funda-Cem-Şiraz-Hüseyin Can

Yıldız

Tijen-Mehmet-Can

Ener Çağrı

Sertaç

Yeşer-Serkan

Deniz (doktor)

Ebru-Nuri

Nadiye-Vural-Deniz-Rüzgar

Belgin

Feridun Bey

Necla

Nevzat

Arzu

Arzu-Erman

Volkan-Kevser

Dilek-Münci

Neim-Reşat-Nuray

Kadir (ressam)

Gökhan

Ayşe-Luca-Asya

Çiler-Süreyya-Asya

Galip-Ayşen

Hanna

Özlem (mimar)

Aslı-Yeşim

Cihat Abi

Tülin

Emsal-Baki-Duru

Meli

Serap-Hakan-Ada

Mihriban

Nevin-Joost

Nihan-Cengiz-Asya

Nursen-Gürkan-Deniz

Pita Kuzguncuk’u Sırtlarında Taşıyanlar

Pita blogunda Pita’nın çalışanlarından bahsetmemek olmazdı. Nitekim Pita’yı, zaman zaman da kişisel olarak bizi sırtlarında taşıyanlar onlar.

Hep bahsettiğimiz gibi, küçük bir mekan olmamıza rağmen geçen beş yıla yakın süreçte iki elin parmaklarına yakın sayıda çalışanımız olmuş. Hepsi de Pita’da çalıştığı süre boyunca her türlü özveriyi göstererek, Pita’yı bir adım daha yukarı taşımak için ellerinden gelen herşeyi yaptılar. Hepsine buradan bir kez daha teşekkür edelim.

Bugün üç çalışanımız bizimle birlikte yola devam ediyor. Açıldığımız günden bu yana bizimle birlikte olan Gözde, bir buçuk yıla yakındır bizimle olan Birsen ve henüz aramıza  katılan ama inanılmaz bir adaptasyon gösteren Dilek. Aslında bizimle birlikte demek bile abesle iştigal, aslen hep birlikte yürüdüğümüz bir yol bu.

IMG_0729Bu üç kadının bize kendimizi şanslı hissettirecek kendilerine has kişisel özellikleri var. Gözde’den başlayalım. Ne de olsa çalışanlar arasındaki en kıdemlisi o. Kendisi olsa bu konuda bir espriyi çoktan yapmış olurdu, nitekim çok hızlı bir kavrayışa ve bu kavrayışı espriye çevirecek zekaya sahip. Espri anlayışı, sıradan gündelik işlerde kullandığımız pazar arabasına “makam arabam” diyebilecek kadar gelişkin. Dükkanla ilgili hiç bir ayrıntıyı kaçırmamanın yanına bir de bitmek tükenmek bilmez çalışkanlığı eklenince aklınız hiç arkada kalmadan mekanınızı teslim edeceğiniz birisi haline geliyor. Pita’da yediğiniz tatlıların hemen hepsinin onun elinden çıktığını belirtelim.

IMG_0732Birsen’i tarif etmenin tek yolu var: çok çalışkan, çok hızlı. Başkalarını strese sokabilecek kadar hızlı olabiliyor zaman zaman. Buradan tarif etmesi zor ama yaptığı her işi aramızda espri konusu olmuş bir “tık tık tık” edasıyla yapıyor. İki erkek çocuk annesi güzel kadın. Öyle ki sinematografik bir surat ve ifadeye sahip.  Her konuda net ve ne istediğini bilen bir yapısı var.

Dilek biraz da Birsen sayesinde aramıza geçen hafta katıldı. Diğer çalışanlarımız üstlerine alınmasınlar ama bugüne kadar bu kadar hızlı işi kavramış bir çalışanımız olmamıştı. Çocuksu suratında gözlerinden parlayan ışıltı ve daha ikinci günden işle ilgili espri yapabiliyor olması bizim onun, onun da bizim için doğru olduğunun işareti gibi.IMG_0730

Bu üç çalışanımızla birlikte birini daha anmazsak olmayacak. Bir süre öncesine kadar bizimle çalışan Aysel Hanım Pita’ya elinden gelen tüm desteği verdi, emek harcadı. Aysel Hanım’la yollarımızı gün geldi ayırmak zorunda kaldık. Ama emeğini burada anmasak kendimizi kötü hissederdik.

Bu kadınların hepsi de hayat mücadelesi veren cesur kadınlar. Hepsi de bunun iş yaşamlarına engel olmasına izin vermeyen cinsten. Her şeye, her soruna rağmen iş hayatında yapabileceklerinin en iyisini yapmaya odaklanmış gibiler.

Dediğimiz gibi, onlar bizimle birlikte olduğu için biz kendimizi şanslı hissediyoruz, dileyelim şans onların da hep yanıbaşlarında olsun …

Bu şarkıda bizden onlara armağan olsun.

Sevgiyle kalın,

Aylin,

Kankalar: Güneş Ali ve Sinan

IMG_0700Açıldığı günden bu yana Pita’nın müdavimi olan çocuklar var. Bunlardan Sinan ve Güneş Ali’yi nasıl olur da bloga konu yaparız diye düşünüyorduk uzun zamandır. İmdadıma Kağan yetişti.

Bir gün Pita’nın önünde oturmuş çay içerken “Hani çocuk doğduğunda Allah rızkını da verir derler ya, Kuzguncuk’tada çocuk doğduğunda Allah arkadaşını verir” dedi Kağan. Çok doğru. Üstelik sadece çocuklar için değil, büyük küçük herkes için geçerli bu.

photo-1Nitekim Sinan ve Güneş Ali iki yaşlarını henüz devirmiş iki arkadaş. Arkadaş dediğime bakmayın, birbirlerine ‘kanka’ hatta ‘kankacığım’ diye hitap eden iki bücür. Öyle lafın gelişi de değil, birbirlerini her ortamda sonuna kadar koruyup kollayarak gerçekten arkadaş olduklarını herkese kanıtlıyorlar.IMG_0697
İkisi de Pita’nın düzenli gelen gidenleri arasındalar, tabi ki ebeveynleri ile birlikte. Hatırladığım kadarıyla bir bayram tatilinde Sinan Pita’yı kapalı bulunca bozulmuş ve kapıları vurup açılması için talepte bulunmuş uzun süre. Güneş Ali ise Pita’ya geldiğinde kabuklu yumurtasını yani rafadan yumurtasını yemeden ayrılmaz, bazen ikincisini de talep eder. Başka bir yerde kahvaltı yapacağı zaman ise kapıdan haber verip öyle geçer.

photoHer ikisinin de farklı meziyetleri var. Mesela Güneş Ali Türkçeyi kullanma konusunda bir çoğumuza taş çıkarır. Yeni yeni konuşmaya, ama birden iyi konuşmaya başladığında bir arkadaşımız biraz da dalga geçmek için Güneş Ali’ye ‘bu yoğurdu sarımsaklasakta mı saklasak, sarımsaklamasakta mı saklasak’ deyip bunu tekrarlamasını isteyince Güneş Ali ‘sarımsak yok’ diyerek işi bitirmişti.

IMG_0695Keza Sinan artık neredeyse Almanca, İspanyolca ve Türçe dilleri arasında hızlı geçiş yapabilir halde. Korkusuz bir çocuk. Korkunun gerçek bir şey olmayıp bir tercih olduğunu farketmiş gibi.

İnsan ister istemez aradan yıllar geçtikten sonra Sinan ve Güneş Ali’nin bu günleri nasıl hatırlayacağını, hayatlarında bu deneyimin nasıl bir yer tutacağını merak ediyor. Sonuçta her ikisininde bu yaşta ‘kankacığım’ diyebilecek kadar iyi bir arkadaş edinmiş olmalarından dolayı şanslı olduklarını söyleyebiliriz değil mi?

Sevgiyle kalın.

Aylin.

Bir Kağan Önal İşi, Omurga

IMG_0673Pita oldukça küçük, dar alanda kısa paslaşmalar yaşadığımız bir mekan. Daha çok hafta sonları bizi, ama özellikle de beni zorlasa da bu mekansal kısıt Pita’daki samimi ortamın da nedenlerinden biri belki de.

Çocukken izlediğim ve hiç unutmadığım, Sezen Aksu ve annesinin konuk olduğu  bir televiyon programı var. Sezen Aksu o kadar yaramazmış ki, annesi onu sürekli aile doktorlarına götürüp bu yaramazlığın bir sonunun gelip gelmeyeceği konusunda görüş istermiş. Yine böyle bir ziyarette doktor anneye dönüp Sezen Aksu için, “can büyük, beden küçük. Sığmıyor” demiş. Pita’da o misal işte.

Bu dar alanda boş bir duvarımız var. Uzunca bir süre önce dedik ki bu duvarda Kuzguncuk’lu sanatçıların ya da sanatsal faaliyette bulunanların eserlerini sergileyelim. Hem onların eserleri görünür olsun, hem de böylece bizim dekorasyonumuz sürekli değişsin. İlk başta acaba olur mu olmaz mı derken, iki ayda bir yeni sanatçıya yer verme süremizi talep nedeniyle ayda bire indirmek durumunda kaldık.

Bugüne kadar bir çok iş sergilediğimiz duvarımızda bu ay Kağan Önal’ın işini sergiliyoruz. Aslında endüstri mühendisi olan Kağan reklam sektöründe 22 yıl çalıştıktan sonra işi gücü bırakıp kendisini ahşap işlerinine vermiş biri. Niye bıraktığını sorduğumuzda “sıtkım sıyrılmıştı” diyor.

Atölyesi hemen Pita’nın yakınında, gördüğüm en düzenli ahşap atölyelerinden biri. Akla zarar işler yaptığını söylemeden de geçemeyeceğim.

IMG_0662Kağan Pita’da, genelde sigara aşkına dışarıda oturup, çay, az şekerli türk kahvesi ya da bitki çayı içer. Tom Waits hayranlığı öyle böyle değildir. Mahallede doğmuş, büyümüş bir grup çocuk Kağan’a dede diye hitap eder. İlk duyduğumda çok şaşırmıştım, dede olacak yaşta olmadığı için herhalde. Ama çocuklarla ilişkisini gördükçe bundan daha doğalının olmayacağını da anlıyorsunuz. 

Kağan’ın duvarda sergilediği iki işinden sonuncusunun adını  Pita’da “omurga” koyduk. Yekpare bir ahşap, içi oyulduktan sonra parçalara ayrılmış ve bir omurga düzeninde düz bir satıh üzerine yerleştirilmiş. Omurganın ne      omurgası olduğu ise bakanın gözüne kalmış.

IMG_0658

Bir gün Kağan’ın olmadığı bir ortamda “omurga” üzerine konuşurken bir diğer müşterimiz Korkut Bey “neden bir grup kemik yığınını andıran bir işi hep birlikte beğeniyoruz acaba” diye sordu.

Bu soruya bir cevap vermek ve bizle paylaşmak isterseniz size de Pita’ya bekleriz.

Sevgiyle kalın.